Osman YELDEN
TRAFİKTE ÖFKE NEDEN BULAŞICIDIR?
Öfkenin en ilginç tarafı, sahibinde kalmamasıdır. Bir insanın içinde başlar, sonra hiç tanımadığı insanların hayatına karışır.
Bunun en belirgin yaşandığı yerlerden biri de trafiktir.
Sabah evinden huzur içinde çıkan bir sürücü, birkaç kilometre sonra bambaşka bir ruh hâline bürünebilir. Kırmızı ışık biraz uzun sürer, korna sesleri yükselir. Bir araç şerit değiştirirken mesafeyi yanlış hesaplar, tansiyon bir anda yükselir. Kimsenin kimseyi tanımadığı bir yerde, insanlar birbirlerine en ağır cümleleri kurabilecek noktaya gelir.
İşin garip yanı ise şudur...
Hiç kimse güne öfkeli başlamak istemez. Hiç kimse "Bugün birilerine bağıracağım." diye evinden çıkmaz.
Ama bazen birkaç saniyelik sabırsızlık, bütün bir günün huzurunu alıp götürmeye yetiyor.
Trafik, aslında insanın kendisiyle yaptığı sessiz bir sınavdır. Çünkü direksiyonun başında bizi izleyen bir alkış kalabalığı yoktur. Kimse sabırlı davrandığımız için madalya vermez. Yol verdiğimiz için ismimiz bir yere yazılmaz. Buna rağmen doğru olanı yapabiliyorsak, işte o zaman kurallardan değil, karakterden söz edebiliriz.
Bugün şehirler büyüyor. Araç sayısı artıyor. Yollar genişliyor.
Fakat bütün bunlardan daha hızlı büyüyen bir şey var: Tahammülsüzlük.
Birkaç dakikalık gecikmeyi kayıp sayıyor, birkaç metrelik mesafeyi mücadeleye dönüştürüyoruz. Oysa hayatın en büyük pişmanlıkları, çoğu zaman birkaç saniyelik öfkenin ardından geliyor.
Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız:
Gerçekten acelemiz olan yer neresidir?
Evimize mi?
İşimize mi?
Yoksa yıllardır peşinden koştuğumuz, ama hiçbir zaman yetişemediğimiz o görünmez telaşa mı?
Çünkü dikkat ederseniz, trafikte en çok acele edenlerin çoğu, vardıkları yerde de acele etmeye devam ediyor. Demek ki mesele yol değil; mesele, insanın kendi içindeki huzursuzluk.
Bir toplumun medeniyetini sadece binaları göstermez. İnsanların birbirine nasıl davrandığı da gösterir.
Yayaya yol veren bir sürücü, sadece bir kuralı yerine getirmiş olmaz; tanımadığı bir insana değer verdiğini de göstermiş olur.
Sakin kalabilen bir sürücü, yalnızca kendisini değil, belki de hiç tanımadığı bir ailenin geleceğini korumuş olur.
Nezaket, trafikte zaman kaybettirmez.
Aksine, insanlığın kaybolmasını engeller.
Belki de bu yüzden yolları güvenli hâle getirecek olan yeni otomobiller, daha yüksek cezalar ya da daha fazla kamera değildir.
Bazen bir kişinin sabrı, onlarca kişinin öfkesinden daha güçlüdür.
Çünkü öfke de bulaşır...
Ama nezaket de.
Ve hangi duygunun direksiyon başına geçeceğine, her sabah kontağı çeviren biz karar veririz.
