Anneler Günü
Biliyor musun? İnsan annesini kaybedince kaç yaşında olursa olsun biraz çocuk kalıyor. Ve o çocuk, ömrü boyunca annesini arıyor.
Bir kalabalığın içinde, bir bayram sabahında, gecenin en sessiz saatinde… İçinden hep aynı eksiklik geçiyor.
İnsan en çok da yorulunca özlüyor annesini. Başını yaslayacak bir ses, “Geçer” diyecek bir nefes arıyor.
Sonra alıştığını sanıyor hayata. Günler birbirini kovalıyor, zaman akıp gidiyor. Dışarıdan bakınca her şey yerli yerinde gibi duruyor ama bazı akşamlar, en sessiz yerinde insanın içi yeniden dağılabiliyor.
Çünkü bazı yokluklar ses çıkarmadan yaşanıyor.
Sen gideli yirmi sene oldu… Ama bazı şeyler zamanla bitmiyor, sadece sessizleşiyor.
Ve en acısı da şu oluyor: Zaman geçtikçe insan, annesinin sesini bile hatırlamakta zorlanıyor. İçinden bir sesin tonunu yakalamaya çalışıyor ama bir türlü anımsayamıyor… Sanki bir şey yavaş yavaş siliniyor içinden.
Bir fotoğrafa uzun uzun bakıyor bazen… Aynı gözler, aynı gülüş orada duruyor ama artık dokunamıyor. O kareye bakarken insanın içi, geçmişte kalmış bir sese uzanır gibi oluyor ama eline sadece suskunluk kalıyor. Sonra anlıyor; görüntü kalıyor ama ses çoktan içinden çekilip gitmiş. Ve insan, en çok o sessizliğe yeniliyor.

