Babalar da Yaşlanırmış
İnsan babasının yaşlandığını bir anda fark etmiyor. Öyle bir sabah uyanınca karşında bambaşka bir adam bulmuyorsun. Bu işler tak diye olmuyor; yavaş yavaş, sızım sızım, insanın içine sine sine oluyor.
Eskiden hızlı yürürdü, ben arkasından yetişemezdim. Şimdi ise ben adımlarımı yavaşlatıyorum, o yine de geride kalıyor. Vücudu küçülmüş sanki; omuzları çökmüş ,boyu daha bir kısalmış.
Bugün yıllar sonra birlikte bir yere gittik. Kapının önünde ayakkabısını bağlamak için eğildiğinde, o eğiliş her zamankinden uzun sürdü. İçimden bir şeyler koptu, yardım etmek istedim ama edemedim. Çünkü bazı gururlar vardır, dokunulmazdır.
Yürüyor ama o eski kuvvetten eser yok. Bir ara "Yoruldun mu?" diye sordum, hiçbir şey demedi. Ben de üstelemedim; çünkü bazı şeyler konuşulunca daha da ağırlaşıyor.
Eve gelince hemen oturdu. Eskiden hiç oturmaz, hep bir iş bulurdu. Yorulduğunu belli etmemeye çalıştı ama anladım.
Televizyon açık olsa da gözleri ekranda değil artık, uzaklarda bir yerlerde. "Ne düşünüyorsun?" diye sorduğumda duymadı bile; ya kulakları iyi işitmiyor ya da kalbi başka bir yerde. "Hiç," dedi sonra. Ama bu sefer o "hiç" daha uzun sürdü.
Akşam çayını iki eliyle tutarak içtiğini fark ettim; sanki bardak elinden kayıp gidecekmiş gibi... Ellerine baktım; o bildiğim eller biraz çekilmiş, incelmiş. Damarları artık daha belirgin. Zaman, insanın ellerinden başlıyormuş meğer.
İnsan en çok böyle küçük ayrıntılarda anlıyor: Yaşlanmak büyük bir olay değil, küçük küçük eksilmelerdir.
Şimdi onu sessizce izliyorum. Eskisi gibi konuşmuyor ama bu susuşu da bir başka. Sanki içindeki her şey dinlenmeye çekilmiş.
Ve ben ilk defa anlıyorum: Babalar da yaşlanırmış; hiç belli etmeden, kimseyi üzmeden, sessizce, içten içe ve yavaş yavaş.



M***t B****l
23.04.2026 00:10
A*i O***n T****lı
23.04.2026 01:12
H****e A*eş
23.04.2026 11:54
S***i b****l
23.04.2026 15:27